DÜĞÜMSÜZ YOL
Yol ayaklarınızı götürür sizin
Yürüdüm dersiniz
Köylere ilçelere kentlere
Girer çıkar o
Siz hepsinden kovulmuşçasına uzak
Kocaman körlüğünüzle kocaman uzak
Vardım dersiniz hep
(…)
Oysa
Öteki yolu aradığınızı sizin
Bir evrensel gök bilir
Bir ben bilirim
Bir siz bilmezsiniz [1]
Yol -yolun kendisi- sonsuz bir devinime işaret ediyor: -varlığı bir yere ulaşmak üzerine tasarlanmış olsa da- bir yere ulaşıldığında bile hareketlilik içeriyor. Yolun dünyayı çevrelemiş dev bir ejderha veya bir yılankavi süzülüş olduğunu söyleyelim artık… Aslında mecazlardan kurtulabiliriz ve yolun -gerçekten de- bir yılan olduğunu söyleyebiliriz; en geniş çerçeveden uzamla yoğrulmuş ‘doğa’ya baktığımızda! Misal; yolun çizgisi başka; ağaçların çizgisi gibi değil:- Keskinliği daha az, daha yuvarlak motiflerle dolu, çok daha kıvrımlı, çok daha yılankavi:- akışkan işte!
Yol unutkanlık ve umarsızlık içeriyor, yerleri unuttuğumuzu sanıyoruz, halbuki her yerde, ‘yeni yer’ diyebileceğimiz tüm varış noktalarında çok az yeni şey var. (Oruç Aruoba, “Yeni / yer / yoktur.” [2] der. Çünkü ‘Yeni yol vardır.’) Yenilik, bir ‘varış’ değildir, hayal etme becerisiyle biçimlenmiş bir düşünce kıvrımıdır. Yenilik; yolun yaratımı ve devinimiyle birlikte doğuşkan olduğu bilinen; öncesinde berrak, saydam, apaçık bir birikintidir belki de; bir göletin oluşumundan sonra yeraltı sularının diğer su kollarından biriyle buluşana kadar var gücüyle yönüne devam etmeye çalışması gibi!
Önemli bir soru: Kıvrımların, yolun kıvrımlarının akışkan yapısı, oluşturduğu motifler, daha çok düşünceye mi benziyor, yoksa daha çok hayale mi benziyor? Yoldaki yalnızlık, yolun biricik bütünlenişi, tedirginlik yaratması, temkinli olma ihtiyacı, tüm bunlar… Düşünce mi üretir, yoksa hayal mi?
Harita varışları (sonuçlar, başarılar, kilometre taşları veya yerleşik düzen) bir çözüm değildir: Varışların hepsi düğümlüdür. Çözüm dediğimiz şey bir düğüm gibi olamaz; düğümden türemiş, düğümden sıkıştırılmış bir noktasallık ya da çitlenmiş, duvarlanmış, etrafı çevrilmiş bir sınırlılık da olamaz. Çözüm:- yerleşik veya durağan olamaz, o bir yol gibi devingen (yeraltında veya yüzeyde, nerede hareketliyse orada) olmalıdır sanıyorum, çünkü kâinatta devinmeyen hiçbir şey (zerre) yoktur.
Geride bıraktığın yerdeki zorluklar ile varmak istediğin yerdeki zorluklar arasında bir bağ kurarsan eğer, bu bağın adına “yol” diyebilirsin.
Ve evet, yol da çözüm de düğümsüzdür!
Ve evet, Aruoba’nın dediği gibi “—özgürlük de, yol açabilmektir.” [3]
Nihayetinde; mücadele eden, yol açmaya çalışan, özgürlük ve anlam arayan genç arkadaşlarıma ‘Sahicilikle, bâki selamlar!’ diyorum.
Corvinus Dergisi, Sayı: 2, Eylül 2025
[1] Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Uzaklarla Giyinmek”, Tüm Zamanlar Yayıncılık, 2. Baskı, 1997, s. 49
[2] Oruç Aruoba, “Yürüme”, Metis Yayınları, 5. Baskı, 2023, s.144
[3] Oruç Aruoba, “Yürüme”, Metis Yayınları, 5. Baskı, 2023, s.114
KARGA MECMUA YAZILARI
(2007-2017)
Efemera Nedir?
(Karga Mecmua, Sayı: 113, Mart 2017)
Sonsuz-Şiirsel Sözlükler Tahayyülü
(Karga Mecmua, Sayı: 112, Şubat 2017)
Sıkı Gitarist; Yavuz Çetin
(Karga Mecmua,
Sayı: 30, Ağustos 2009)
Sait Faik’in Durumu
(Karga Mecmua,
Sayı: 23, Ocak 2009)
Kuzgun Acar’a İşaret Etmek İçin 16 Neden
(Karga Mecmua,
Sayı: 24, Şubat 2009)
Bu Adam “Retorik” Yapacak…
(Karga Mecmua,
Sayı: 16, Mayıs 2008)
Ev Yapımı Dil Yazısı
(Karga Mecmua,
Sayı: 19, Ağustos-Eylül 2008)
Bir Kahraman Olarak Sonsuzluk
(Karga Mecmua,
Sayı: 22, Aralık 2008)
Benlik Olarak “Betik”
(Karga Mecmua,
Sayı: 27, Mayıs 2009 )
Nesillerin Geleceği
(Karga Mecmua,
Sayı: 43, Kasım 2010 )
Ortalamaya Geri Dönüş Çağrısı
(Karga Mecmua,
Sayı: 18, Temmuz 2008)
Oyun, Oyun Değil
(Karga Mecmua,
Sayı: 31, Ekim 2009)
Endüst-realite’nin Kahrediciliğiyle Yüzleşmek
(Karga Mecmua,
Sayı: 35, Şubat 2010)
Bir “Karar Perdesi” Olarak Denge
(Karga Mecmua,
Sayı: 37, Nisan 2010)
Ortopedi Olarak “Boşluk”
(Karga Mecmua,
Sayı: 21, Kasım 2008)
“Hafıza” Üzerine Değiniler
(Karga Mecmua,
Sayı: 39, Haziran 2010)
Renkli Sağlam Uzun Aksak
(Karga Mecmua,
Sayı: 15, Nisan 2008)
Yazmak
(Karga Mecmua,
Sayı: 15, Nisan 2008)
Para Üzerine 10 Soru ve 1 Cevap
(Karga Mecmua,
Sayı: 26, Nisan 2009)
Dünya Kadar
(Karga Mecmua,
Sayı: 32, Kasım 2009)
İskorpit
(Karga Mecmua,
Sayı: 17, Haziran 2008)
Kitap
(Karga Mecmua,
Sayı: 15, Nisan 2008)
Rüya
(Karga Mecmua,
Sayı: 40, Temmuz 2010)
2000’ler Edebiyat Soruşturması
(Karga Mecmua,
Sayı: 33, Aralık 2009)
Zaman-aşımı
(Karga Mecmua,
Sayı: 20, Ekim 2008)
(Yeni) ve Sıkı ya da Sağlam
(Karga Mecmua,
Sayı: 44, Aralık 2010)
Gezideyim
(Karga Mecmua, Sayı: 73, Temmuz 2013)
Yerli Edebiyat
(Karga Mecmua, Sayı: 47, Mart 2011)
2012 Sularında; Ece Ayhan Çağlar Adası
(Karga Mecmua, Sayı: 62, Temmuz 2012)
“Taş Uçak inecek meydan arıyor…”
(Karga Mecmua, Sayı: 24, Şubat 2009)
Bir Zamanlar, Bir Şair Vardı
(Karga Mecmua, Sayı: 119, Ekim 2017)
Futuristika/Söyleşi
(Karga Mecmua,
Sayı: 41, Ağustos-Eylül 2010)
İnternet Yayıncılığı
(Karga Mecmua,
Sayı: 45, Ocak 2011)
Kırmızı Kırlangıç’ın Peşinde
(Karga Mecmua,
Sayı: 21, Temmuz 2009)
Vicdan Üzerine Büyükçe Düşündürücü Notlar
(Karga Mecmua,
Sayı: 79, Şubat 2014)
Dağlarca’nın Şiirlerindeki Sonsuzluk
(Karga Mecmua,
Sayı: 114, Nisan 2017)
Cesaret Üzerine Felsefi Gevezelik
(Karga Mecmua,
Sayı: 107, Ağustos-Eylül 2016)
Karga Mecmua Yazıları
(2007-2017 Anlatılar/Değiniler Derlemesi, E-Kitap)
Tam metin PDF olarak indir

ÇİZGİ
Yılankavi yol… Kış. Zemheri öncesinde, düz bir kış. Kayınlar ve meşeler birlikte. Çıplak, yapraksız. Kuş yuvaları görünüyor. Yüzlerce, binlerce çizgi.
İlhan Berk sormuştu bana: “O çizgi nereden geliyor?” *
Cevabımı buldum: “O çizgi ağaçlardan geliyor.”
Yapraklarını dökmüş uzun boylu meşeler ile kayınların gökyüzüne uzanırken oluşturduğu hatlardan, karın üzerindeki kesişimlerden, yani yaşamın özünden geliyor. Sonra, kurumuş bir yaprakta gözlemlenen damarlara benzer; ‘göknar’ çamlarına, “köknar” denmesi… Karın eşit ışıltısındaki eşitsiz birleşimler; suyun, toprağın benzersiz hatları, su birikintisinin çeperleri… Hep şunu söylüyorlar: “O çizgi ağaçlardan geliyor”. Yaşamın dokusundan, örgüsünden… Kelimeler dolanıyor birbirlerine; “Kar, kayın ağacı, meşe, göknar çamları, dipsiz göl, kıyı, bıçkı yanı köyü, karaltı…” Çizgileri, çizgiler… Ağaçlar akıyor gözlerimin görüşünden. Yanımdan meşeler, kayınlar, göknarlar akıyor boşluğun biçimine göre. Karın veya karaltının güneş ışığında yavaşça erimesi, topraktaki eşsiz damarlardan süzülerek dereye varması, derenin bir gölde düşünce biriktirmesi, gölün yüzeyinde yaşamın gökyüzünü -tabiî ya, kendini- yansıtması: Çizgilerinden, dokusundan, dokunun örgüsünden… Kar, beyaz bir toprak, beyaz bir gökyüzü, beyaz bir çimenlik, beyaz bir deniz! Karaltı, siyah bir gündüz… (Hâlbuki gecenin eşitliği vardır!) Karaltı da bütünleniyor kendiyle, bulutlara benzer, gökyüzü gibi! Kar… Karaçam! Beyaz bir toprak, gecenin gökyüzü ve denizin sisi! Ağaçların birbirleriyle karın üzerinde kesişen çizgileri. Burada her yer gökyüzü… Burada her şey ve her zaman gökyüzünü dile getiriyor. Öyleyse… Beni karaltıda bırakın, terk edin! Çizgilerin kucağına, karın, göknarların dibine doğru, unutun beni.
12 Ocak 2019
Eski Hikâyeler ve Anlatılar
(2003- 2011 Hikâyeler/Anlatılar Derlemesi, E-Kitap)
Tam metin PDF olarak indir
ÇEŞİTLİ İNCELEMELER VE ANLATILAR
(2002-2012)
(İşbu yazıların çoğunluğu Kuzey Yıldızı Edebiyat Dergisi‘nde yayımlanmıştır.)
–Yazı Alev Alabilir! (2005)
–Küresel Savaş Çağında “İyimserlik Kurbanlığı” (2007)
–İmzacılık Oynamak Yerine Faydalı Bir Şey Yapmak (2007)
–Editörcülük Oynamak (2008)
–Şaircilik, Yazarcılık Oynayanlar ile Oynamayanlar (2008)
–Damperli Ödül Furyası ve Saygınlık Cukkalamak (2008)
–Yıllık Geyiği (2010)
–Santrfor Yaşar Yalçınpınar (2011)
–Mermer Adası’nda Simalar (2012)
–“Ben” Üzerinden Günümüz Öyküsü (2005)
–Caz Sayı(k)lamaları (2003-2004)
–Narziss ya da Goldmund (2003)
–Her Yerde Olabilmek (2003)
–Tutunamayan İnsanın İzinde Yürüyen Roman (2002)
–Tonio Kröger ve Sanatçının Konumu (2003)
–Yaşamı Yansıtan Aynalar: Günlükler (2002)
–Aşk Konuşur Bütün Dilleri (2002)
–Gerçeğin Yapısını Dilin Yapısı Belirler (2002)
–Dönüş (2004)








































